Τρίτη, 25 Απριλίου 2017

ΒΙΟΙ ΑΓΙΩΝ ΣΤΑ ΤΟΥΡΚΙΚΑ Νο 1 (η Αγία Αικατερίνη )

Η ΑΓΙΑ ΑΙΚΑΤΕΡΙΝΗ 

Μετά από παράκληση  ενός αγιορείτη  ασκητή (π. Ε.Κ.),  θα  δημοσιεύουμε και κείμενα στην τουρκική γλώσσα - μας τα παραχώρησε ο ίδιος ο μοναχός - που παρουσιάζουν βίους αγίων της Ορθόδοξης Εκκλησίας μας,  με  σκοπό να ενισχύονται αδελφοί που αγαπούν το Χριστό και τους αγίους,  αλλά  δεν μπορούν να τον λατρεύουν δημοσίως...

HARALAMBOS D. VAS
LOPULOS
Arhimandrit
AZ ZE EKATER N
KRAL SOYLU
Azize Ekaterini, insanlar tarafından en çok sevilen azizelerdendir.



nsanlar onun adına görkemli mabetler insa ediyorlar. Hatipler onun için
en güzel övgüler söylemislerdir.
lâhi yazarları onun için en güzel ilâhileri
yazmıslardır. En büyük azizler ressamları da onun simasıyla ugrastılar.
Ressamlar da onun için en harika ikonaları yapıyorlar.
Ancak, neden bu kadar halkın sevgisini kazanmıstır? Çünkü onun
basarıları büyüktü. Görecegimiz gibi, gerçekten de, onun faaliyetleri ve
yaptıkları muhtesemdi.
Azize Ekaterini, gayet çok bir elen sehri olan Mısır’ın
skenderiye
sehrinde dünyaya gelmistir. Onun ailesi, en büyük ve en sayılı
ailelerdendi.
Kökeni kral ailesine dayanıyordu. O, Ptolemeos’ların, Mısır krallarının
torunlarındandı. Babasının adı Konstas idi. Roma
mparatorlugunu idare
edenler tarafından, Kıbrıs kaymakamı olarak tayin edilmisti. Ancak, daha
sonraları,
skenderiye’ye tayin edildi. Kıbrıs’ta ise bir kardesi kaldı.
Fakat, Azize Ekaterini’nin babası vefat ettigi vakit, amcasının oldugu
yere, Kıbrıs’a götürüldü. Azize Ekaterini’nin Hıristiyanlıga karsı sempati
duydugunu ögrendigi zaman onu hapishaneye kapattı. Önceleri
Salamina’ya, sonra da Baf’a. Sonra da, onu oradan yine
skenderiye’ye
gönderdi. Bugün için, Kıbrıs’ta, antik Salamina kentinin mezarlıgına
yakın bir yerde, “Azize Ekaterini Hapishanesi” denilen bir hapishane
bulunmaktadır.
Sahane bir egitim
Azize Ekaterini çok zeki olup egitim ve ögretime çok meraklı idi. On
sekiz yasına kadar, Elen ile Roma egitim ve ilmini son derece iyi
ögrendi. Homeros ile Virgilios gibi büyük sairleri de ögrendi. Tıp okudu.
Hipokrat ile Galinos doktorları okudu. Ancak, daha fazla felsefeyle
mesgul oldu. Aristoteles, Eflatun, Filistion gibi ve daha baska filozofları,
avucunun içi gibi biliyordu.
2
Dionisios ve Sivilla gibi büyük büyücü ve gizli güçlerle ugrasanlarla da
mesgul oldu. Hitabet ve belagat gibi ilimleri de son derece iyi ögrendi.
Birçok lisan da ögrenmisti. Edindigi bilgelik ve zekâsı o kadar üstündü ki,
onu dinleyen ve gören kisi hayretler içerisinde kalıyordu.
Bekâret hayatı
Güzelligi ve yakısıklılıgı son derece çoktu. Büyüdügünde, bir taraftan
güzelligi ve endamı, diger taraftan bilgeligi ve aldıgı egitim, birçok bey,
yüksek rütbeli ve zengini etkilemisti. Asker kökenliler, senatörler, kültürlü
kisiler ve süper zengin kisiler, onunla evlenme teklifinde bulundular.
Sadece
skenderiye’den degil, Roma’dan da onu isteyenler olmustu.
Ancak, Azize Ekaterini, herkese, evlenmek istemedigini kibarca ve
alçakgönüllülükle cevap veriyordu. Bu konu üzerinde kendisine baskı
yapıldıgı vakit, Azize Ekaterini, yalnız yasamak ve hayatını bekâretiyle
geçirmek istedigini söylüyordu.
Annesi ve akrabaları sosyetik düsündükleri için ona her gün baskı
yapıyorlardı. Ailenin ismi kaybolmaması için kendisinin evlenmesi
gerektigini söylüyorlardı. Bu kadar güzelligi olan, böyle bir egitim almıs,
bu kadar da zengin ve meshur bir aileden gelen bir kızın bekâr kalması
yazıktır, diyorlardı kendisine. Sonra da Azize Ekaterini, annesi ve diger
akrabaları onu rahatsız etmemeleri için, onlara dedi:
− Dediginize göre, diger kızlardan daha üstün meziyetlere sahip
oldugum meziyetleri olan bir genç delikanlı bulun ki onunla evleneyim.
Çünkü ben, benden daha asagıda olan birisini kabul etmem. Evet, lütfen
her yerde arayınız. Fakat, tek bir meziyeti, soylu olmayısı, zenginligi,
bilgeligi veya güzelligi benden az ise, bilesiniz ki onunla evlenmem.
− Roma
mparatorunun oglu ve daha baska yüksek rütbeli kisiler
vardır. Bunlar hem soylu ailelerden gelir, hem de senden daha
zengindirler. Sadece güzellik ve egitimde senden biraz daha
asagıdadırlar.
− Ben size demistim, madem ki benden daha asagıdadırlar, öyleyse
onlarla evlenmeyi kabul etmem.
Münzevi önderlik eder
Annesi, Azize Ekaterini’yi evlenmesi için kandıramadıgını gördügü an,
aziz, bilge ve Hıristiyan, Ananias adında bir kisiye danısmayı düsündü.
Bu kisi, sehrin dısında, kimsenin olmadıgı bir yerde saklı olarak,
münzevi bir hayat yasıyordu. Azize Ekaterini’yi aldı ve ona danısmaya
gittiler.
3
Münzevi onları dikkatle dinledi. Temiz aklına, Azize Ekaterini’nin
sözleri damgasını vurdu. Azize Ekaterini’nin kalbini
sa Mesih’e
yakınlastırmayı düsündü.
− Ben sahane bir damat biliyorum, dedi kendilerine. Bu senin dedigin
meziyetlerin tümünde seni arkada bırakır. Sen onu geçemezsin.
Azize Ekaterini bunları duyar duymaz, yüzünün rengi soldu. Azize
Ekaterini sandı ki, herhangi bir bey oglu olacak ve simdi de reddetmekte
zorlanacagına inanmıstı.
− Yahu, gerçekten de böyle bir adam var mıdır?
− Evlâdım, görüyorsun ki ben ak sakallı yaslı biriyim. Hiçbir zaman da
yalan söylememeye sart kosmusumdur. Çünkü bunu bana Allah yasak
etmistir.
− Madem ki is böyle, bu gençle karsılasıp onu görebilir miyim? Azize
Ekaterini ona sordu.
− Elbette ki görebilirsin. Münzevi kendisine cevap verdi. Yeter ki benim
sana dediklerimi dinlemis olasın.
− Peki öyleyse, diye kendisine cevap verdi. Çünkü ben seni, saygın ve
bilgili bir ihtiyar olarak görüyorum.
− Bak ve dinle evlâdım. Kucagında
sa Mesih’i tutan su Meryem
ananın bu ikonasını al. Sonra da evine git. Odanın kapısını kapat ve tüm
gece dua et. Meryem ana seni aydınlatacak ve sana kılavuzluk
edecektir. Yarın yine gel, konusalım.
sa Mesih onu reddediyor
Gerçekten de, Azize Ekaterini, Meryem ana’nın ikonasını münzevi
ihtiyardan alıp evine, düsünce ve sorularla gitti. Oradaki satosunda, hiç
kimse tarafından rahatsız edilmeme emrini vererek, ihtiyar münzevinin
tavsiyesi geregi, odasına yapayalnız kapandı.
Bütün gece sürekli duada bulundu. Ancak, asırı yorgunluk ve
heyecandan dolayı gece yarısında kendisini uyku bastırdı. Uykusunda
ne görsün!
Gökyüzünün Kraliçesini, Bakire Meryem ana’yı görür. Kucagında da

sa Mesih oldugu hâlde.
sa Mesih günesten daha fazla aydınlık
saçıyordu. Ancak, ona degil de annesine bakıyordu. Azize Ekaterini
onun yüzünü göremiyordu. Ayna zamanda, rüyasında, yer degistirdigini
de görür. Onun yüzünü ve bakısını görebilmesi için diger tarafa gittigini
görür. Ancak
sa Mesih yüzünü baska tarafa çevirdi. Bu üç defa
tekrarlandı. Üçüncü defasında, Meryem ana’nın söyle dedigini isitir:
− Evlâdım, Ekaterini kuluna bir bak. Bak ne kadar güzeldir,
yakısıklıdır, parlaktır.
4
− Hayır, diye cevap verir
sa Mesih. Çirkin, siyah ve karanlıktır. Ben
ona bakamam.
− Ama o, tüm filozoflardan ve hatiplerden daha bilge bir kisidir. Bu
memleketin en kibarı ve en zenginidir, der Meryem ana.
− Anne, ben de sana diyorum ki, cahildir, fakirdir ve horlanmaya
lâyıktır. Bu bulundugu durumda oldugu müddetçe, benim yüzüme
bakmasına rıza göstermem.
− Evlâdım, bu genç kızı hor görme. Senin son derece parlak yüzünü
görebilmesi için kendisine yardımcı ol, der Meryem ana.
− Bu ikonayı kendisine veren o yaslı münzeviye gitsin. O kisi ona ne
derse onu yapsın. Sadece bu yolla yüzümü görebilecektir. Saadetini
bulacak ve tasvir edilemez bir sevinç hissedecektir.
Dedigimiz gibi, Azize Ekaterini bunları uykusunda gördü ve sarsılmıs
bir durumda uykusundan uyanıverdi.
lâhî nisanlanmanın yüzügü
O yaslı münzeviyi karsılamak için, gece hemen hemen diger
kadınlarla baslamıs oldu. Oraya vardıgı zaman, gözyasları içerisinde o
yaslı adamın ayaklarına kapanarak rüyasında gördüklerini bütün
incelikleriyle anlatmaya basladı. Sonra da ondan, ne yapması gerektigi
hususunda kendisine söylemesini istedi. böylece de
sa Mesih’in yüzünü
görecekti.
Münzevi, fırsatı elden kaçırmadı. Hıristiyan inancı hakkında kendisine
konustu. Evrenin dinsel sırları ve insanın yaradılıs gayesi hakkında da
konustu. Daha sonraları
sa Mesih için konustu.
sa Mesih’in insan
nesline gösterdigi sevgi hakkında konustu. Gökyüzü Krallıgını terk edip
yer yüzüne gelisini ve her can için çarmıha gerilisini. Keza,
sa Mesih’e
dönebilen insanların hissettikleri saadet için,
sa Mesih ile birlesip O’nun
gelinleri olanlar için de kendisine konustu.
Tüm bunları Azize Ekaterini büyük bir dikkatle dinledi. Azize
Ekaterini’nin bilge aklı ve narin yüregi, Hıristiyan inancını içine almakta
gecikmedi. Hem de vaftiz olmak istedi. O zamana kadar vaftiz edilmis
degildi. Gerçekten de, yaslı münzevi,
sa Mesih’e olan sevgisini görünce
Azize Ekaterini’yi vaftiz etti.
Simdi mesrur bir hâlde, satosuna gitti ve bütün gece
sa Mesih’e dua
etti. O ne sevinçti. Ne saadet... Ancak kendisini uyku aldıgında, yine
kucagında
sa Mesih ile beraber Meryem ana’yı görür. Fakat, bu defa

sa Mesih gözlerini baska tarafa çevirmedi. Azize Ekaterini’ye tatlı ve
sakin bir bakısla baktı.
5
− Simdi sana bu genç kız nasıl görünüyor? Diye annesi Meryem ana
ona sordu.
− Evet, simdi tamam, diye cevap verdi. Simdi parlak, meshur, zengin
ve çok bilen oldu. Eskilerden hiçbir sey üzerinde bulamıyorum. Karanlık
uzaklastı. Onun çirkinligi yok oldu. Onun fakirligiyle cahilligi yok oldu.
Simdi o iyidir. Simdi meziyet ve nimet doludur. Bana gelin olması için
kendisine nisanlanmaya karar vermis bulunuyorum.
O vakit Azize Ekaterini yere düstügünü ve gözyasları içerisinde
kendisine söyle dedigini gördü:
− Ey en sanlı
sa Mesih, ben senin Krallıgını görmeye lâyık degilim.
Fakat, senin mütevazı bir kulun olmaya bana nasip et.
O vakit de -her zaman rüyasında- Meryem ana onun sag kolunu tutup
Azize Ekaterini’ye söyle dedigini görür:
− Oglum, onunla nisanlanmak için yüzügü ona ver. Ebedî Krallıgına
onu da lâyık gör.
Gerçekten de!
sa Mesih onun parmagına güzel bir yüzük taktı ve
Azize Ekaterini’ye dedi:
“Bak, bugün seni ebediyete kadar gelinim olarak alıyorum. Bu
anlasmamayı harfiyen tut ve artık yer yüzünde baska damat almayasın”.
Azize Ekaterini,
sa Mesih’in bu sözleriyle uyandı. Sag eline baktı ve
sag elinde, mucizevî bir sekilde, yüzügün oldugunu görür. Oysa
hayatında yüzük taktıgı yoktu!
O zaman kalbi, kutsal heyecan ve ilâhî asktan dolup tastı. O vakitten
sonra kendini tamamen
sa Mesih’e adadı.
sa Mesih’e karsı hizmette yorulmak bilmez
Azize Ekaterini’nin Hıristiyanlıga dönüsü, orada
skenderiye’de
herkesin dikkatini çekti. Sözlüsü
sa Mesih’in hosuna gidebilmesi için
birçok güzel isler yapmaya çalısıyordu. Her zaman
sa Mesih’i
düsünüyordu.
sa Mesih için mütalaa ediyordu.
sa Mesih için yasıyordu.

sa Mesih için hiç yorulmadan çalısıyordu.
Hıristiyan bakire timsali oldu. Ancak, baska kızların ve de birçok
kisinin putperestlik karanlıgında olduklarını gördügü vakit, Azize
Ekaterini’nin kalbi sızlıyordu. Çünkü onlar
sa Mesih’i tanımıyorlardı.
Onun için de,
sa Mesih’in dinini yaymak için tüm gücüyle çalısmaya
basladı. Hitabeti, belâgatı ve güzel örnegiyle birçok kisiyi
sa Mesih’in
dinine çekmeyi basardı. Bilhassa da kültürlü kisileri. Aglarını oraya
atmıstı: Elit tabakaya ait olan soylu ve kültürlü ailelere.
6

ncil sayesinde tehlike ve zahmetleri hiçe sayardı. Kutsal görevini
sadece
skenderiye’de degil, etraftaki bölgelerde de görevini ifa
ediyordu. O, yorulmak nedir bilmiyordu.
Tiran emir veriyor
Fakat, Azize Ekaterini’nin bu isi kolay ve tehlikesiz degildi. Azize
Ekaterini’nin yasadıgı o dönemde, Hıristiyanlık sürekli ve acımasız bir
kovusturma altındaydı. Kim, Hıristiyan’ım diyorsa, kim Hıristiyanlıga
inanıyorum diyorsa, sanki ölüm fermanına imzasını atıyor gibiydi.

fadelerden sonra çileler baslıyordu. Korkunç ve feci çileler. Bunlar da
her zaman ölümle bitiyorlardı. Fakat, her zaman din sehitleri de vardı.
Sehitlerin sesi her zaman kuvvetli isitiliyordu:
− Ben Hıristiyan’ım!
sa Mesih’e inanıyorum!
sa Mesih’in
mensubuyum! O’nun dini için ölüyorum!
Hıristiyanlıgın bu sesleri, her gün, atalet içerisinde, vurdumduymaz ve
sogumus olan putperestlerin kalplerini sarsıyorlardı. Stadyumlarda,
kamuya ait parklarda, hipodromlarda, yollarda ve her yerde, agızlarında

sa Mesih adıyla Hıristiyanların öldügünü görüyordun.
Bu kovusturma, korkunç ve canavarca yapılıyordu. Ancak,
Hıristiyanların da sesleri kuvvetli, atesli ve çeliktendiler.
Hıristiyanlar düsmanından bir tanesi de Mısır yöneticisi, Maksiminos
idi. Bu kisi, sadece bir ayda, Mısır’da, YÜZ SEKSEN B
N K
S
 (180.000)
Hıristiyan katletti ve yaktı. Azize Ekaterini zamanında yasadı. Bu kisi,
hissiz putlara çok saygı gösteriyordu. Keza, bu putlara, sahane bir
kurban kesmek istiyordu. Onun için de, idare ettigi tüm bölgelere, sehir
ve köylere emirler yolladı. Herkes kurban sunmak için baskent

skenderiye’ye gelmesini istedi. Onun o emri söyle son buluyordu:
− Kim ki, cesaret edip emrimi hiçe sayar ve baska tanrıya ibadet
ederse, bilsin ki, cezam korkunç ve sert olacaktır.
Halk ve beyler kurban sunmak için baskente dogru kosmaya
basladılar. Bazıları yanlarında öküzler tasıyor, bazıları koyun, bazıları
keçiler ve bazıları da ne bulmuslarsa götürüyorlardı. En fakirleri de
yanlarında ne bulmuslar ise onu getiriyorlardı. Velev ki bir tavuk bile
olsa.
O igrenç gün, kurban günü geldigi zaman, ki bir hayvan pazarını
andırıyordu, önce o imansız tiran Maksiminos kurbanını sundu. Yüz otuz
tane boga kurban etti. Devamında da idareci ve daha baska rütbeli
kisiler ve beylerin kurbanları kesildi. O zaman, yanan hayvanlardan
çıkan dumanlarla sehir dumanlar içinde kaldı. Kebap kokusu çok
7
uzaktan hissediliyordu. Bir karısıklık, bir korku ve bir ümitsizlik bütün
sehre hakimdi.
Azize Ekaterini korkusuz
Azize Ekaterini, halkın zorla ve korkmus bir durumda, putlara kurban
sunmak için kosustugunu görünce çok üzüldü. O biliyordu ki,
korkularından bedenlerini kurtarmak için, birçok kisi, dinlerini feda ediyor
ve canlarını kaybediyorlardı.
O zaman Azize Ekaterini, bu günahtan Hıristiyanları tutabilmek için,
kahramanca bir karar aldı. Bütün sehri dolasıp, Hıristiyan olanlara, o
putperest ayinlerine gitmemelerini ve o putlara kurban sunmamalarını
tavsiye ediyor ve onlara cesaret veriyordu.
Ancak, putperestlere de diyordu, mantıklı ve akıl sahibi olan insan gibi
bir varlıgın, tastan ve agaçtan yapılmıs olan cansız ve hiçbir güçleri
olmayan putlara ibadet etmek ve kurban sunmak aptalca yapılmıs bir
harekettir.
− Tek gerçek Tanrı olan, yeri ve gögü yaratana inanın. O’nun ogluna,

sa Mesih’e inanın. O ki bizim için çarmıha gerildi.
Azize Ekaterini’nin bu cesaretinden Hıristiyanlar da cesaret alıyorlardı.
Onun belagatı ve hitabetinden de birçok putperest
sa Mesih’in dinine
dönüyordu.
Azize Ekaterini,
skenderiye sehrinin, sadece boga kanları içerisinde
degil, Hıristiyan kanları içerisinde de yüzecegini önceden görmüstü.
Onun için de, satosundan yanına bazı köleleri alıp, cesaretle, Serapida
tapınagına dogru yürüyordu. Orada Maksiminos diger beylerle putlara
kurbanlar sunuyordu.
Azize Ekaterini oraya tam varır varmaz, ana kapının girisinde durdu.
Orada olanların gözleri Azize Ekaterini’nin üzerine odaklandı. Azize
Ekaterini’nin bedensel ve ruhî güzelligi onları mıknatıs gibi çekti. Yüzü
parlıyor ve gözleri ısıldıyordu. O bulundugu noktadan, Kaymakama ciddi
bir seyler söylemek istedigini söyledi.
Maksiminos, Azize Ekaterini’nin içeri girmesine emir verdi. Ana
kapının nöbetçileri onu içeriye saldılar. Azize Ekaterini, ciddi, güzel ve
muhtesem bir durusa sahip olmasıyla, içeriye dogru ilerledi. Herkes onu
heyecanla takip ediyordu. Kaymakamın önünde durdu. Önce bir egildi
ve sonra da, bir kadın için çok nadir olan sabit bir sesle ona dedi:
8
Azize Ekaterini
− Kral hazretleri, geçici ve hissiz olan putlara, tanrılar gibi ibadet
etmeniz büyük bir ayıp degil midir? Bari sen, bilge olan Diodoros’a
inanmıyor musun? Onun dediklerine inanmıyor musun? Sizin
tanrılarınız, insan eliyle yapılmıs ve hayatlarını da sefîlâne bir sekilde
bitirdiklerine inanmıyor musun? O senin bilge kisin demez mi ki,
ölümsüzlerin adlarını aldılar, çünkü, onlar hayatlarında kahramanca bir
is yapmıslardır? Sonra da, onları hatırlamak için, onlara bazı heykeller
yapmıslardır. Siz de simdi, sanki onlar tanrılarmıs gibi, dua ediyorsunuz.
Ne kötü bir durum! Daha baska bir bilge kisi olan Plutarhos. Bu sekil
heykellere ibadet edenleri hor görmüyor mu?
Kralım, bu kadar canın kaybolması için, sen sebep olma. Onları
karanlıga dogru sürükleme. Çünkü senin cezan ebedî Cehennem’de çok
korkunç olacaktır.
Bilesin ki, siz hepiniz bilesiniz ki, gerçek Tanrı ve ölümsüz olan Allah
bir tanedir. O ki, bizim kurtulusumuz için insan olmustur. O’nun gücüyle
krallar saadet içindeler ve memleketleri idare ediyorlar. Bu Allah’ın,
kurbanlara ve yanmıs hayvan bedenlerine ihtiyacı yoktur.
stedigi tek bir
9
seydir: O’nun koydugu ilkelerini uygulamaktır. O’nun emirlerini yerine
getirmektir.
Maksiminos bunları isitir isitmez, sasakaldı. Bir an için sessiz ve
düsünceye daldı. Sonra da hiddet dolu ve Azize Ekaterini’ye galip
gelememenin tesiriyle dedi:
− Önce kurbanlar isini bir bitirelim, sonra da senin sözlerini daha iyi
dinleriz...
Kurban isi bittigi vakit, Maksiminos, hiddet dolu ve sarsılmıs bir
durumda saraya döndü. O cesaretli genç kızı derhal önüne getirmelerini
istedi. Azize Ekaterini’yi karsısında gördügü vakit, hiddet dolu bir
durumda, kendisine sordu:
− Bana söyler misin, sen kimsin ve ne demek istiyordun?
− Ben, senden önce burasının kaymakamı olan Konstas’ın kızıyım.
Adım da Ekaterini’dir. Felsefe, hitabet, geometri, tıp ve yabancı diller
okudum. Ancak, bunların tümünü hiç sayıyorum. Bunların hepsinin
yerine, ki bunlar o kadar da bos ve geçici seylerdir, ben
sa Mesih’in
pesinden gidiyorum.
Tiran, ona suskun bir bakıs attı. Azize Ekaterini’nin güzelligi çok farklı
bir seydi. Ancak, bu hayranlıgı esnasında, Azize Ekaterini’nin güzelligi
ile alâkalı bir sey söylemek istedi. Fakat Azize Ekaterini ona hemen
cevap verdi:
− Ben dedi: “Ölülerin külü ve topragım”. Toprak ve kül. Ve yine de,
benim Allah’ım, (senin tanrıların, seytanlar degil) bana deger verdi ve
bana meleklere has bir yüz verdi. Bundan, benim Allah’ıma hayran
kalmanız gerek. O Allah ki, topraga ve maddeye bu kadar ahenk ve
cazibe vermistir...
− Benim ölümsüz tanrılarıma kötü seyler söyleme, dedi Maksiminos.
− Hangi büyük hatada oldugunu anlayabilmen için, zavallı adam,
kafandaki o sisi yok et, dedi Azize Ekaterini kendisine.
ste o zaman,
Hıristiyanların Allah’ı ne kadar güçlü ve görünür oldugunu göreceksin.
Sizin sahte tanrılarınızı da nasıl utandırdıgını da göreceksin.
stersen
de, gerçegi sana ispat edebilirim. Her zaman bunu yapmaya hazırım.
Maksiminos, tartısmada basarılı ve bilge bir genç kızla karsı karsıya
oldugunu görmüstü. Onun için de, onun teklifini kabul etmekten çekindi.
Azize Ekaterini’nin önünde rezil olmaktan korktu. Bunu da, söyle
diyerek, geçistirdi:
− Hükümdarın kadınlarla tartısması uygun düsmez. Ancak, bilge ve
hatip insanlarımı çagıracagım ve sen de hatanı anlayacaksın. O
tartısmadan sonra çıkarının farkına varacaksın ve yine tanrılarımıza
döneceksin.
10
150 bilge insanla meydanda tartısma
Maksiminos, Azize Ekaterini’yi göz hapsinde tutmaları yönünde emir
verdi. Memleketindeki tüm sehirlerde var olan bilge ve hatip insanlara
mektuplar gönderdi. Mektubunda, son günlerde meydana çıkmıs ve
tanrılarla alay eden bir genç kızın agzını kapatabilmeleri için, en yakın
bir zamanda huzuruna çıkmalarını yazıyordu. Tanrıların islerinin masal
olmadıgının ispatını istiyordu onlardan. Azize Ekaterini öyle bir iddiada
bulunuyordu. Aynı zamanda, yapacakları bu is için çok güzel para
alacaklarını da yazıyordu...
Yüz elli tane seçkin hatip ve bilge insan, kültürlü insan kral sarayında
toplanmıs oldu. Onların oraya gelisleri, Maksiminos için bir nefes almak
demekti. Kendilerine birkaç söz söylemek için, bir araya toplanmalarını
istedi:
− Çok iyi hazırlanmanızın gerekliliginin altını çizmek istiyorum. Hangi
usül ve hangi epikeremle karsısına çıkacagınızı düsününüz.
Karsınızdakinin basit bir kadın olmadıgını düsünün. Basarılı bir bilge kisi
ile karsı karsıya oldugunuzu biliniz. Tekrar söylüyorum ve hatırlatırım.
Dikkatlice hazırlanınız. Eger siz galip gelirseniz, büyük armaganlar
alacaksınız. Ancak, size galip gelecek olursa, o zaman vay hâlinize...
Sizi bekleyen utanç ve ölümdür.
O vakit, hatiplerin en meshuru olan biri, beye söyle dedi:
Eger bilgelikte, Eflatun gibi filozoftan üstün oldugunu bile düsünseniz,
yine de sizi temin ederim ki, bizi mat edemeyecektir. Onun sahte
teorilerini bertaraf edip onun onurunu yerle bir edecegiz...
Maksiminos, hatibin bu sözlerini isittigi vakit sevincinden uçuyordu. O
genç kızın bilgeligini ve hitabetini yerle bir edecek uygun vaktin geldigine
inanmıstı. Maksiminos, bilge hatiplerine büyük ümitlerle bakıyordu.
Bey, yüz elli bilge ve hatip kisi ile Azize Ekaterini arasında alenen
yapılacak olan tartısma için büyük amfiye tüm insanları davet etti. Azize
Ekaterini’yi de tutuldugu yerden alınıp oraya getirilmesi için askerlerini
gönderdi.
Ancak, Maksiminos’un askerleri oraya varmazdan evvel, Azize
Ekaterini’yi Mikâil melek ziyaret etti ve kendisine dedi:
− Allah’ın kızı, hiç korkma. Allah senin bildiklerine yeni bilgiler katacak
ve toplanmıs olan yüz elli hatibe sen galip geleceksin. Sadece bunlar
degil, daha bir yıgın baska insan da
sa Mesih’e iman edecektir.
manları
için sehitlik tacını giyeceklerdir.
Mısır hükümdarının adamları, Azize Ekaterini’yi amfiye götürdüler.
Amfi, çok önceden insanlarla dolup tasmıstı. Onlar, heyecanla,
11
yapılacak olan tartısmayı ve sonuçlarını görmek için sabırsızlıkla
bekliyorlardı.
Azize Ekaterini amfiye girdigi vakit, gülüsmeler, bagrısmalar ve
tartısmalar durdu. Azize Ekaterini’nin güzelligi, endamı ve parlaklıgı,
orada olanları büyüledi.
Azize Ekaterini, kürsünün bulundugu, yüz elli tane hatip ve bilge
kisinin oldugu tarafa dogru ilerledi.
Orada olanlar, Azize Ekaterini’nin onlara dogru cesaretle gittigini
görünce, alaycı bir gülümsemeyle aralarında hafifçe kulaktan kulaga
fısıldasmalar basladı...

ste o anda, içlerinde en bilge ve en meshur olan hatip, ilk söze
basladı ve Azize Ekaterini’ye dedi:
− Tanrılarımıza utanmadan küfür eden kisi sensin ha...
− Evet, benim, diye ona cevap verdi Azize Ekaterini. Fakat ben küfür
etmedim. Ben sadece gerçegi söyledim.
− Benim bilgeligimi bana Allah’ım verdi, dedi Azize Ekaterini. O Allah
ki gerçek Tanrı. Hıristiyanların Allah’ıdır. Minnetimi ona borçluyum. O,
bilgeligin hiç bitmeyen kaynagıdır. O, ısıktır. Onun gölgesi altında, sevgi
ve adalet hüküm sürüyor. Ancak, bana söyleyiniz: Sizin tanrılarınız
hakkında, ne fikrniz var? Onların hayatları, kin, düsmanlık ve utanç dolu
degil midir?
− Büyük hata, Ekaterini. Bizim tanrılarımızı büyük sairler
methetmislerdir. Büyük Homeros, Dias için “en büyük tanrı” der.
Digerlerine de “ölümsüzler” demektedir. Orfeas da Apollon için “saglam”,
güçlü diyor. Onu altın olarak görüyor. Günes gibi kanatlı olarak.
− Büyük hatip efendi, unutma ki, Homeros, Dias için sadece bunları
söylemedi. Çok defa da onun için yalancı, hileci ve sahtekâr da diyor.
Senin sahte tanrılarında korkunç tutku ve kinler görmekteyiz. Sizin
tanrılarınız, Posidon ile Athina, yine tanrı olan
ra’yı yakalayıp
baglamaları kararı alıyorlar. Ancak, o, bunu ögreniyor, saklanıyor ve
kurtuluyor... Tüm bu hikâyeler size neyi anlatıyor? Sizin tanrılarınız
kavga ederken, siz ne yapacaksınız? Hangisinin pesinden gideceksiniz.
Tüm bunlar, ne kadar yalan ve ne kadar beyhudelik içermektedirler!
Ancak, Hıristiyanların Allah’ı için aynı seyler söz konusu degildir.
Kendisine taptıgım
sa Mesih için aynı sey söylenemez. O, gökyüzü ve
yeryüzünün hakimidir. Oysa, sizin tanrılarınız, güçsüzlükleri ve ihtirasları
karsısında dize geliyorlar.

sa Mesih’e iman ısıktır, aydınlıktır. Büyük bir güçtür.
Bu gerçek Allah, sevgi ve özür Allah’ıdır. O, âlemlerin yaratıcısıdır.
O’nun her seye gücü yeter. Kaos ve hiçbir seyden bu âlemi yaratmıstır.
Dünyayı, yıldızları ve gezegenleri yaratmıstır.
nsanı yarattı ve ona hayat
12
ile nefes vermistir.
nsan da Allah’ın emirlerine karsı geldigi vakit, iyi bir
baba gibi ona ceza vermektedir. Fakat, yine de insanı, Allah’ın sevgisine
lâyık yapmak için özen göstermektedir.
Tek Oglu olan
sa Mesih’i yer yüzüne göndermektedir.
nsanlara
gerçegi anlatmaktadır.
nsanları karanlıktan ve bilinmezlikten çıkarıyor.
Kulları kurtarıyor ve yeni bir hayatın rotasını çiziyor. Sonra da
günahlarımızı silmek için, sehit çarmıhını omuzlarına almaktadır.

sa Mesih’in yeniden dirilisi, karanlık ve ölüm korkusundan kalpleri
kurtarmaktadır.
nançlılar için ölüm feshedilmistir. Yenildi. Cehennem
öldü ve kedere boguldu.

sa Mesih’in taraftarları çogalıyorlar. Onun ilâhî memleketi büyüyor.
O’nun kutsal ismi ugruna canlar ve gençler kurban edilmektedirler.
Fedaileri on bilercedirler. Sizin tanrılarınızın inancı nerede? Sizden
hanginiz onlar için hayatını ve kanını vermistir? Dias için kurban edilmeyi
kim kabul ediyor?
Ruhlarımızın hatadan kurtulmaları için.
mansızlıktan kurtulabilmemiz
için,
sa Mesih bize kapıyı açık bırakmıstır. Hepimizi yanına davet
etmketedir.
Buraya geliniz, demektedir. Günahlardan yorgun düsmüs ve
umutsuzluga kapılmıs olanlar, buraya gelin, der. Ben sizi
rahatlatacagım!
Seni de yanına davet etmektedir, sayın hatip. Belki de seni, birçok
baska insanlardan daha da fazla. Sana bu kadar meziyetler vermistir.
Sen O’nun yanına gidersen O çok da sevinecektir. Seni sevgi ile
beklemektedir. Hiçbir zaman geç degildir...
Azize Ekaterini bunları ve daha baska bir yıgın seyler söyledi.
Kalabalık ona hayranlıkla baktı. Azize Ekaterini konusurken, kalabalık
yerine çakılmıstı sanki. Azize Ekaterini’nin sözleri, insanların kalplerinin
derinliklerine saplanmıslardı.
Fakat, hatip de dilini yutmus gibi susup kalmıstı. Aklı aydınlandı.
Simdi, Azize Ekaterini’nin haklı oldugunu savunuyordu.
Hatiplerin acılı sonu
Maksiminos’un meshur hatibi yenilgiye ugradıgı için, Maksiminos
öfkesinden tir tir titriyordu. Ancak, daha fazla da, Azize Ekaterini’nin
Allah’ına yönelmis olması onu kızdırmıstı. O vakit, Azize Ekaterini’yi
susturmak için diger hatiplerine emir verdi.
Ancak, onlar bunu kabul etmediler. Hiç kimse cevap vermeyi
istemiyordu. Birbiri ardından istifalarını sunarlar. Dediler ki:
13
− Bizden en güzel hatip olan kisi maglûp oldu. Üstüne de, Azize
Ekaterini’nin tarafına da geçti. Bu kadar gerçek olan sözlerinin
karsısında biz nasıl karsı duralım?
Azize Ekaterini’nin galibiyetinden dolayı asırı hiddetlenmis ve utanmıs
olan Maksiminos,
skenderiye sehrinin merkezindeki sehir meydanında
bir ates yakmalarını istedi. Bu atese de yüz elli hatibi atma emrini verdi.
Azize Ekaterini onlara dedi:
− Siz, gerçekten bahtiyar ve iyi talihlisiniz. Karanlıklara veda edip
aydınlıga geldiniz. Geçici ve ölümlü kraldan kaçıp simdi de ebedî olan
saadete dogru yürüyorsunuz. Sizi bekleyen ates, vaftiz ve temizlemedir.
Sizi saadete, huzura ve sakinlige dogru götüren kapıdır...
Onlara cesaret verdikten sonra, alınlarına haç çıkarttı ve onları atese
yolladı.
Orada, sehir meydanında, adamakıllı yanan atesin içine, askerler
hatipleri attılar. Maksiminos sevincinden ellerini ovusturuyordu.
Gecenin geç vaktinde, insanlar, yanan cesetlerden geri kalanları
toplamaga gittiler. Ancak, ne görsünler ki, hatiplerin bedenleri ölüydü.
Fakat, üzerlerinde herhangi bir zarar meydana gelmemisti. Üzerlerindeki
kıllardan tek bir kıl bile yanmamıstı.
Hıristiyanlar oradaki bedenleri toplayıp defnettiler. Böylece
sa
Mesih’in gücüne de hayran kalmıslardı.
Bu bilge sehit hatiplerin anısı, kilisemiz tarafından 17 Kasımda
kutlanmaktadır.
Hükümdarın manevrası

lk denemesinde Azize Ekaterini’ye maglûp oldugunu gören
Maksiminos taktik degistirdi. Azize Ekaterini’ye karsı iyi sözler
söylemeye basladı.:
− Ekaterini, dinle beni. Sana, baban gibi ögüt vermek istiyorum. O
inadını bırak ve tanrılarımıza secde et. Onların adına yemin ediyorum ki,
krallıgımın yarısını sana verecegim. Benimle beraber saraylarda
oturacaksın.
Allah’ın sehidi genç kız, Maksiminos’un o kötü plânlarını anladı ve ona
dedi:
− Hükümdar, yalancılıgın ve kurnazlıgın maskesini çıkarınız. Ben sana
daha bastan, Hıristiyan oldugumu ve buraya gelip
sa Mesih ile
evlenmek istedigimi sana söylemistim. O benim tek damadım,
sa
Mesih’imdir. Hayatımın danısmanı ve benim koruyucumdur. Benim
bekâr hayatımda, O, bir üniforma, bir kaledir. Sehit olmayı, kral taçlarını
giymekten, büyük san ve sereften çok daha fazla arzu ediyorum.
14
− Senin degerini bildigim hâlde, istemeden sana küfür etmeye beni
zorlama, dedi hükümdar.
O zaman, hiddet dolu bir durumda, Azize Ekaterini’nin üzerindeki
imparator giysisini çıkarıp, onu öküz bagırsagından yapılmıs olan
kamçıyla acımasızca dövmelerine emir verdi.

ki saat boyunca, barbarca, onu kamçıladılar. Bir zamanlar çok güzel
bir bedene sahip olan Azize Ekaterini’nin bedeni simdi yara bere
içindeydi. Her taraftan bol bol kanlar akıyordu. Açık yaralar feci sekilde
agrı yapıyorlardı. Ancak, sehit, boynu dik duruyordu. Onun gözleri yukarı
dogru bakıyorlardı. Onun ruhu,
sa Mesih ile birlesmek istiyordu. Ancak,
o saat daha gelmemisti. Maksiminos, ögleden sonra Azize Ekaterini’nin
hapse atılmasını istedi. On iki gün boyunca da kendisine yemek
verilmesin diye emir verdi. O zamana kadar Azize Ekaterini’yi nasıl
öldürecegine karar verecekti.
O pis hükümdarın karısı iyi bir karaktere sahipti. O, bir kadın ve içinde
acıma duygularıyla dolu bir insandı. Azize Ekaterini’nin çektiklerini haber
alınca çok üzüldü. Yüreginde de, bu genç kıza karsı bir sevgi ve sempati
canlandı. Kelimenin tam anlamıyla ona hayran kalmıs ve Azize
Ekaterini’yi görmek istiyordu.
Hükümdar, karısının bu arzusunu gördügünde, karısına dedi:
− Ben, arzumu yerine getirecegim.
Avgusta, Azize Ekaterini’yi ziyaret eder
Maksiminos, bir gece, bir yolculuk sebebiyle orada yoktu. Hükümdar,
yanına iki yüz asker aldı. Yanında Avgusta da oldugu bir hâlde,
hapishaneye varmıs oldu. Orada gardiyanı ödedi ve o da hapishanenin
kapısını açtı. O zaman imparatoriçe, heyecan ve duyguyla ilerledi.
Los bir yerden, bir rutubet ve siddetli bir soguk çıkıverdi. Hapishane
çok kötüydü. Ancak, ileride çok aydın bir yüz gördü. O, Azize Ekaterini
idi. Onun yüzü, ilâhî bir parıldayıstan dolayı parlıyordu. Avgusta onun
güzelligine hayran kaldı. Böyle bir genç ve güzel kızı görünce sasırıp
kaldı. Onun ayaklarına kapandı ve ona dedi:
− Ben simdi mesrurum, çünkü senin o güzel ve kraliçelere has yüzünü
gördüm. Bu yüzü görmeyi çok arzuluyordum. Senin gözlerinde günesin
dogusunu gördüm. Kalbim mesrur oldu. Sen bahtiyarsın, çünkü sen
böyle bir Allah’tan bu meziyetleri elde ettin. Azize Ekaterini de ona dedi:
− Sen de kraliçe Avgusta, sen de bahtiyarsın. Aziz meleklerin senin
basına parlak çelenk koydugunu görüyorum. Gerçekten de, bu çelengi
üç gün içerisinde giyeceksin. Ancak, ondan önce, bir çile çekeceksin.
Çile çekeceksin, kısa bir sürede sehit olacaksın, fakat, daha sonra da
15
gökyüzü Kralına gideceksin. Orada ebedî olarak saadet içerisinde
yasayacaksın.
Avgusta korkmus bir hâlde cevap verdi:
− Çilelerden ve kocam Maksiminos’tan korkuyorum. Çünkü o, çok sert
ve kaba biridir.
Ancak, Azize Ekaterini ona cesaret verir ve ona der:
− Cesaretli ol, çünkü senin kalbinde
sa Mesih olacak. O, sana cesaret
ve güç verecektir.
Azize Ekaterini böylece Avgusta’ya cesaret veriyorken, Porfirion ona
sordu:
− Söyle bana Ekaterini, senin Allah’ın inananlarına ebedî hayatı ve
kurtulusu verdigi gerçek midir?
− Porfirion, Allah’ın bize hazırlayıp sundugu nimetleri insanın dili
sayamaz.
− Ekaterini, sana soruyorum, bilinmeyen bir güç beni senin dinin
yanına götürmektedir. Hıristiyanların kahramanlıgını günlerdir
düsünmekteyim. Bu düsüncelerimin yanında, benim tereddütlerimi
bertaraf eden senin örnegin aklıma gelmektedir... Artık bunu senden
gizlemiyorum. Ben de
sa Mesih’in taraftarlarından bir tanesiyim. Simdi
oldum...
Gecenin karanlıgında, hapishane koridorlarında toplanmıs olan
Porfirion’un askerleri, hiç sasmadan, subaylarının sesini isitirler. Onların
kalplerinde de aynı düsünce mevcut. Sevgi vadeden birine inanmak,
memleketi kana bulayan bir hükümdara hizmet etmek degil...
Azize Ekaterini, böylece, hapsedilmis ve tamamen tecrit edilmis olarak
takriben on iki gün kaldı. Maksiminos’un emri geregi, hapishanede
kaldıgı bu müddet zarfında, kendisine yemek verilmesi siddetle
yasaklanmıstı. Bu yolla Ekaterini’yi dize getirmek veya onu yok etmeyi
düsünüyordu.
Ancak, âdil olanlarla olmayanlara da yagmurlar yagdıran Allah, kulunu
korumasız bırakamazdı. O günler içerisinde, her gün ona bir güvercin
yemek götürüyordu.
Sadece bu degil, Azize Ekaterini, ilâhî bir sesin ona cesaret verip
söyle dedigini isitmisti:
− Korkma, benim sevgili kızım. Ben seninle beraber olacagım. Senin
sabrınla birçok kisiyi benim yoluma döndüreceksin. Benim adım namına
çok kisi de can verecektir. Sen de, birçok gökyüzü seref tacına nail
olacaksın.
16
Yine Maksiminos önünde
Ertesi gün Maksiminos, Azize Ekaterini’yi önüne getirmeleri emrini
verdi. Azize Ekaterini’nin elleri kolları baglı bir vaziyette, sarayın
içerisinde gurur ve sabırla ilerliyordu. Güzelligi anlatılamaz derecedeydi.
Endamı insanı büyülüyordu. Boyu bosu, ona bakanı ilâhî sükûnet
dolduruyordu.
Maksiminos, Azize Ekaterini’yi parlak ve canlı gördü. Açlıktan
zayıflamamıstı bile. Hapishaneden dolayı ne de çirkinlesmisti. Birileri
ona gizlice yemek verdigine inandıgı için adamakıllı hiddetlenmisti.
Gardiyanlara da iskence yapmaya hazırdı. O vakit Azize Ekaterini ona
der:
− Sinirlenip hiddetlenmen beyhude. Bos yere süpheleniyorsun. Senin
insanlarından hiçbiri bana yemek vermis degildir. Benim için
sa Mesih
çaba gösterdi.
Maksiminos o vakit kendini kontrol altında tutmak istedi. Azize
Ekaterini’yi kazanmak için son bir çaba gösterdi. Kendisine güzel
sözlerle konustu. Ona sinsice yaklasmak için konusmaya basladı:
− Güzeller güzeli kız, sen ki, güzellikte tanrıça Afrodit’i de geçiyorsun,
krallıgım sana aittir... Gel, tanrılara kurban kes ve seni kraliçe
yapacagım. Yanımda mutlu günler geçireceksin. Feci iskencelere
düsmen haksızlıktır, yazıktır.
− Hayır, hükümdar, ben hayatımın beyini artık seçmis bulunuyorum.
Güzellige gelince, o beni ilgilendirmiyor. Çok iyi biliyorum ki, o geçer ve
söner. O, çiçek gibidir...
Maksiminos’un kararsızlıgı ve hiddeti içerisinde, bir de Azize
Ekaterini’nin onu kırıcı sözleri arasında, Hursasaden adında, kurnaz,
sinirli ve hilekâr bir kaymakam odaya giriverdi. Maksiminos’a sevgisini
göstermesi ve onun gözüne girebilmesi için, kendisine dedi:
− Hükümdarım, kızı ya mat etmenin veya onu feci iskencelerle
öldürmenin yolunu buldum. Bir çatala dört tane odundan yapılmıs
tekerlek yapma emrini veriniz. O tekerleklerin etrafına jilet ve igneler
koysunlar.
ki tekerlek saga döner, iki tekerlek de sola döner. Bu
tekerleklerin arasına Ekaterini’yi koyunuz ve tekerlekleri döndürünüz.
Önce ona bu makineyi gösteriniz, korkmadıgını görürseniz, o vakit onu
makineye koyunuz. Bu tekerlekler döndügünde, onun bedeni
paralanacak ve ölümü de çok feci ve korkunç olacaktır.
Kaymakamın bu seytanî plânı, Maksiminos’un hosuna gitti. Onun için
de, bu makineyi derhal yapma emrini verdi.
O feci makineyi bitirebilmeleri için, ustalar tam üç gün çalıstılar.
17
Onu bitirip yerine koydukları zaman da, hükümdar, Azize Ekaterini’yi
korkutmak için, makineyi kendisine gösterdi. Sonra da ona dedi:
− Bu makineyi görüyor musun? Tekerleklerle beraber, jiletlerin ve
ignelerin nasıl döndügünü görüyor musun? Dikkat et! Eger putlara secde
etmezsen, ölüm seni açık agızla beklemektedir.
Ancak, Azize Ekaterini’nin imanı sarsılmıyor. Kararı degismiyor. O
zaman da Maksiminos hiddetli bir durumda bagırıyor:
− Atın onu tekerleklere ve onları hızla döndürünüz. O, hemen su anda
ölmelidir. Simdi derhal...
Azize Ekaterini’yi tekerleklere attılar. Herkes de, bedeninin
parçalandıgını ve kanının da bol bol akmasını görmeyi bekliyorlardı.
Fakat, bunun yerine, tekerleklerden kurtuldugunu ve mucizevî bir sekilde
çözüldügünü gördüler. Tekerlekler ise havaya uçtular ve oraya yakın
olan cellatları öldürdüler. Azize Ekaterini’nin bedeninin hiçbir yerinde jilet
izi yoktu. Bedeninden tek damla kan bile çıkmıyordu. Etrafta bulunanlar,
bu mucizevî olayı gördükleri vakit sasırıp kaldılar. Birçok kisi de diyordu:
− “Hıristiyanların Allah’ı ne büyüktür”.
Avgusta’nın azabı
Avgusta, kocası Maksiminos’un Azize Ekaterini’ye yaptıklarını
ögrenince odasından çıktı ve ona müthis hır çıkardı.
− Gerçek Allah’a karsı koymaya kalkmak ve onun kuluna bos yere
iskence vermek. Geri zekâlı ve aptal mısın?
Maksiminos, karısı Avgusta’nın agzından bu sözleri isitir isitmez,
sasırıp kaldı. Anlamıstı ki, bu kadar düsmanı oldugu
sa Mesih, artık
onun da ailesine girmisti. O zaman, kontrol edilemez bir canavar
kesilmis oldu. Kısa bir süre için Ekaterini’yi bıraktı ve tüm kinini karısının
üzerine yogunlastırdı. Vahsice, gögüslerini kesme emrini verdi. Soguk
ve barbar ruhunda hiçbir acıma hissetmiyordu. Karısının kanı da bol bol
topragı suluyordu.
Sonunda, Avgusta’nın bası kesildi. Ruhu, sahadetiyle beraber,
bembeyaz bir sekilde gökyüzüne yükseldi.
Kilisemiz onun anısını 23 Kasımda kutluyor. Fakat, general Porfirion
gece vakti askerleriyle gizlice gitti ve onun kutsal naasını defnetti.
O kötü hükümdar Maksiminos, karısının defni için de son derece
hiddetlendi. Sorumluları ısrarla bulmak istiyordu. Bunu da yapamadıgı
için, cezalandırmak için rastgele bazılarını yakaladı.
O vakit, Avgusta’yı defneden Porfirion askerleriyle beraber göründü ve
dedi:
18
− Biz de Hıristiyan’ız.
sa Mesih’e inanıyoruz. O’nun kullarıyız.
sa
Mesih’in kulları.
Maksiminos asırı derecede hiddetlenir. Ümitsizce, elleriyle basına
vurmaktadır.
− Gittim, bittim! Der. En güzel generalimi kaybettim...
Maksiminos bu yeni darbeden de etkilenerek artık konusamıyor bile.
Açıklamalar istemiyor. Porfirion ve askerlerine bakarak, ümitsiz bir
canavar gibi, onlara emir verir:
− Onların baslarını kesiniz.
Emir derhal yerine getirilir. Böylece, onlar da seçkin imanlıların
listesine girerler. Sehitlere katılırlar.
Onların anısı 24 Kasımda kutlanmaktadır.
Ekaterini’nin aziz sonu
Ertesi gün, nöbetçiler Ekaterini’yi Maksiminos’un huzuruna götürdüler.
Maksiminos, Azize Ekaterini’yi kandırmak için son bir çaba gösterir.
Maksiminos, Azize Ekaterini’yle evlenme vaadinde de bulunur. Ondan
istedigi sey, tanrılarına kurban sunmasıydı. Ona sanlı serefli günler teklif
eder. Israrla ona yalvarır.
Sonra da, plânının tutmadıgını görünce, ona küfür eder, tehditler
savurur ve onu iskencelerle korkutmaga kalkar.
Ancak, tüm bunlara ragmen, oyunu kaybeder. Ümitsizlenmis bir hâlde,
Azize Ekaterini’nin basını sehir meydanında kesme emrini verdi.
Sehidin basının kesilecegi gün gelip çattıgında, asırı bir kalabalık
Azize Ekaterini’nin yolunun sonunu görmege gelmisti.
Hıristiyanlar aglıyorlardı. Putperestler de, narin bir çiçek gibi,
gençliginin baharında hayata veda etmesinin yazık oldugunu
söylüyorlardı. Onun için de Maksiminos’a itaat etmesi gerektigini
söylüyorlardı.
Azize Ekaterini ise hiç bozulmadan söyle cevap veriyordu:
− Bana acımayın! Ben, ebedî baharın yoluna dogru yürüyorum. Beni
gökyüzünün güzellikleriyle Cennet’in huzuru beklemektedir.
Sehir meydanına, cellât da kılıcıyla bekledigi yere vardıgında,
gözlerini yine gökyüzüne çevirdi ve
sa Mesih’e sükranda bulundu.
Duasında da, sehit edilisinden sonra bedeninin görünmez olmasını ve
tümüyle bir arada kalması için yalvardı. Kim de, zor anında ondan
yardım dilerse, ona yardım edebilmesi için de duada bulundu.
Sonra da cellada bir isaret yapıp emri yerine getirmesini istedi.
O vakit, parlak bir kılıç yükseldi, kuvvetle indi ve Azize Ekaterini’nin o
mübarek basını bedeninden ayırdı. Tarih, 25 Kasım 307 gösteriyordu.
19
Azizlerin yasam öyküleri yazarlarının ifadelerine göre, basının
kesilmesi anında iki mucize meydana gelmisti. Birincisi, basının
kesilmesi sırasında, kan yerine süt aktı, ikincisi de, bedeni, orada
bulunup sonunu izleyen insanların gözlerinden bedeni kayboluvermisti.
Melekler o bedeni Sina dagının tepesine götürdüler. O tepe de, o
günden beri, “Azize Ekaterini Tepesi” adını aldı. Orada, bugüne kadar
tas yapımı kilisecigi hâlâ durmaktadır.
Sekizinci yüzyılda, onun kutsal naasını, bu kilisecikten alıp Sina
dagındaki,
era Moni Agias Ekaterinis’e naklettiler. Bu manastırı

ustinianos insa etmisti. Orada, hâlâ Azize Ekaterini’nin naası
korunmaktadır. Mezarı basında som altından dokuz kandil yanmaktadır.
Sina dagındaki meshur kutsal manastır
Hayatımızda Azize Ekaterini
Azize Ekaterini’nin yüksek egitimi, onun soylu aileden olusu, temiz
hayatı ve feci sonu, onu Hıristiyanların gözünde çok yükseklere çıkardı.
Genç kızlar için, temiz hayat ve bilge güzellik timsalidir. Aptal güzel
timsali degildir.
Tahsilliler için de Azize Ekaterini, gerçek bilginin aynasıdır. O ilmin ki,
kılavuzu
sa Mesih olan ilmin. Gerçek egitim, kuru ilim degil. Paris ve
20
Alman felsefe fakülteleri onu koruyucu azize olarak tanırlar. Dügünle de
adını baglantılı hâle getirmislerdir.
Milos adsında, Azize Ekaterini’nin yortusu günü sabahı, hayatlarında
tek bir evlilik yapmıs olan üç komsusundan, kızlar, üç avuç un, üç avuç
tuz alıp tuzlu ekmek yogururlar. Sonra da uyumadan evvel bir kısmını
yerler. Azize Ekaterini’den de kendisine kim su verecek diye
göstermesini isterler. Suyu veren kisi de, belki, bekledikleri damat olur
diye düsünüyorlar.
Genç kızlar, Azize Ekaterini’yi onların azize koruyucusu olarak kabul
ederler. Atina’nın Plaka semtindeki kilisesini, evlenebilmeleri için
gelinliklerle ve armaganlarla süslerler.
Kefalonya adası ve daha birçok yerlerde, can çekistiklerinde onun
adını anarlar.
Peloponisos’ta (Mora) büyük kuraklık zamanlarında, çiftçiler yagmurlar
yagdırdıgına inanırlar. Derler ki, yagmuru Aralık ayından “ödünç alır”.
Atasözü de der:
“Azize Ekaterini suyu ödünç alıyor”.
Egina’daki Azize Ekaterini manastırı
Egina’da, Aziz Nektarios manastırı yanında bir de Azize Ekaterini
manastırı vardır. Orada Azize Ekaterini’nin küçük bir kilisecigi vardı ve
mucizevî bir sekilde ikonası bulundu. Ne yazık ki, bu kilisecigin sahibi
çok küfür eden biriydi. 1908 yılında onu iki rahibe satın aldı. O vakit Aziz
Nektarios çok sevindi. Çok küfür eden bu zattan kurtuldugu için Allah’a
sükretti ve dedi:
− Orada bizimkinden daha güzel bir manastır olacaktır.
Ve gerçekten de, bugüne kadar, Aziz Nektarios manastırından daha
iyidir.
Oradaki tarla satın alındıgında, su yoktu. Otuz metre derinlige indiler
ama su bulamadılar. O vakit Aynaroz kesislerinden bir tanesi rahibelerle
birlikte Azize Ekaterini’ye dua etti. Devamında, bos kuyunun içine
ikonayı indirdi ve masum imanıyla dedi:
− Eger Azize Ekaterini’m bize sucagız çıkarmazsan, biz de seni
buradan çıkarmayacagız!!
Gece vakti, rahibeler ibadet yaptıkları bir anda, acayip bir ses ve
gürültü isitildi. Küçük manastırcık ise temelinden sarsıldı.
− Azize Ekaterini bize kızdı ve bizi yerle bir edecektir. Çünkü biz onu
toprakların içinde bıraktık.
21
Sabah oldugunda, kesis, ikonayı almaya indi. Ancak, kuru kuyunun
yanlarında bir istavrozun çizilmis oldugunu gördü. Bir de baktı ki, o
istavrozun alt tarafında ıslaklık vardı.

konayı kaldırır ve müjdeli haberi vermek için rahibeleri çagırır. Kuyu
su çıkarmıstı...
O zamandan beri, 1924 yılından bu yana, manastırın ihtiyacı olan
suyu karsılamaktadır.
Azize Ekaterini’nin yapmıs oldugu birçok kerametleri bu manastırda
meydana gelmis ve bunlar özel bir kitapta yazılmıs bir durumdadırlar.
Sadece bunda mı? Dünyanın çesitli yerlerinde bulunan manastır ve
kiliselerinde, Azize Ekaterini’nin yapmıs oldugu mucizeleri
sayılamayacak kadar çoktur.

Δεν υπάρχουν σχόλια:

Δημοσίευση σχολίου